1 Şubat 2018 Perşembe
24 Ocak 2016 Pazar
30 Aralık 2014 Salı
KULAKLARINI TIKA ÇAĞDAŞ İNSAN
Yaşamsal Döngü-2, 100x100 cm, tukt. 2006, Belgin Alagöz
KULAKLARINI TIKA ÇAĞDAŞ İNSAN
Modernliğin evrensel boyuta ulaştırdığını savunan düşüncelerle ve gerek Modernliğin ülkeler, halklar içine yayıldığı savından yola çıkan düşünce sistemi oluşturan ve bu konuda yeni teoriler üretenler, gerekse Modernizmin, Postmodernizme devşirildiğini savunan düşüncelerin olduğu bir çağda, yaşamaktayız. Aydınlanma çağının batıya bakışımızdaki iyimserliği ve 'Batıcılık' kavramının başlamasına temel oluşturması yadsınamaz bir gerçeklik olmalı sanırım.
Tüm bu, Batı ya da Çağdaş/Modern gibi kavramlar, büyük güçler tarafından ülkelere bölüştürülmeye başlarken, öz kültür, gelenekçilik gibi ülkelerin kendilerine ait varoluş süreçlerinde de dış ve iç çatışmalar yaratabilmektedir. Evrensel olarak kabul edip benimseyeceğimiz pek çok değeri, kavramı, insansal duyarlıkları yadsımak mümkün değilse de küreselleşmenin dayattığı birçok güvensizlik, risk unsuru taşıyan ontolojik kaygı, zaman/uzam/kültürlerden hoşnutsuz olmayan halklar için kabul veya ret unsuru taşımaktadır hala. Bir de buna zaten toplumun iç dinamiklerinde varolan, Süreklilik İlkesi ve Değişim İlkesini de ekleyince istenen kargaşa elbette ki istenen sonuca daha hızla ulaşmayı sağlamaktadır.
Modernliğin getirdiği unsurlardan biri özgürlük kavramı iken, bu kavram yalnızca güç odaklı ülkelerin kendi ülke halkının kullanma hakkı haline getirilmiştir. Tüm bu siyasi modeller gelişirken, geçmişte yaşanan 'Barbar Sömürü' olgusu da Modernleşmiş ve çeşitli stratejilerle beslenerek 'Emperyalizm' kılıfına bürünmüştür. Modernliği, kendi kültürlerine uyarlayarak gelişim süreçleri yaşamak, insanlık tarihinde ilkel insandan bu yana başlamış bir süreçken, şimdilerde modernlik ile başlayan ve aslında siyasi bir tavra dönüşen 'Popülizm', Emperyalist ülkelerin en sık kullandığı bir strateji durumundadır artık.
Modernliğin dört temel kurumsal boyutu, aralarındaki ilişki bağlamında şöyle çalışır;
Kapitalizm: Rekabetçi emek, ürün piyasaları bağlamında sermaye birikimi, ekonominin siyasetten yalıtılması halidir.
Gözetleme: Yükselen modernlikte başlayan örgütlenmenin, tarihsel gelişiminde kapitalizm ile içiçe geçen Ulus-Devletin gözetimini ve dolayısı ile denetimini sağlayan bir rol üstlenir.
Askeri İktidar: Ülke bütünde sivil öncelik (inisiyatif) ile göreceli bir uzaklıkta destek içindir. Askeri güç, teorik olarak 'Dış Devletlere' karşı ülkeyi koruma amacıyla durur.
Endüstriyalizm: Askeri güç ile doğrudan ilişkilidir. Örneğin: Savaş Endüstrisi; Endüstrileri gelişmiş ülkelerin kendi varlıklarını koruma amaçlı kullandıkları strateji, Endüstriyalizm ile Kapitalizm ilişkisinden söz etmek olanaklıdır.
Belki de en önemlisi; Endüstriyalizm, insanın doğasından kopuşunun da başlangıcıdır. Ve aynı zamanda, doğanın çeşitli kaprislerini çekmek zorunluluğunun da sonudur. Endüstriyalizm, yapay çevre gelişimi olgusunu başlatmıştır ve dolayı ile 'yaratılmış' bir çevrede yaşar durumundadır halk. Bu şöyle bir sonuç yaratır; Toplumlar, belirlenmiş, koşullanmış zaman dilimleri içinde, belirlenmiş, koşullanmış yaşam biçimleri yaşar hale getirilmek gibi bir sonuç içine girerler. Kendi alt ve üst kültürlerini yaşamadan hızlı bir devim içine girmek demektir bu!
Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz: Toplumsal davranışlar, konuşma, yazma, yeme-içme alışkanlıkları, görsel zevk, haz anlayışı, iletişim, ilişkiler, kurumsal işleyişler, müzik, sanat, yaşam biçimleri, eğlence anlayışı, ananelere bağlı birçok olgu, kendini, dünyayı algılama biçimindeki hızlı değişim.. Tüm bunlar, toplumların yaşantılarının yaşanmışlığı sonunda kabul ve redde bağlı yığılan ve süzülen ortak kabul formlarıdır. Toplumların, kendilerine özgü hayat 'Hayat Modelleri' vardır. Bu birçok etken sonucunda ortaya çıkar, her toplumun, coğrafya, iklim, genetik, duygulanım gibi fiziksel Antropoloji alanına giren her bir farklılığımız, uygulanmaya çalışılan şablon yaşam biçimlerine uyum sorununu da beraberinde getirmektedir.
Devletlerin, tarihsel gelişim sürecinde var ettikleri kimlikleri vardır. Ulusların kendi sınırlarındaki tarihsel gelişimde, inançları, soyut değerleri, algıları ile besledikleri kendi kültürleri vardır. Kültürler, biyolojik katılımlarla değil, dil aracılığı ile öğrenilir ve yaşatılır. Kaldı ki, aynı toplumun paylaştığı kültür ve gelenekler birbirinden uzak bölgeler ve yörelerde, ufak farklar dışında aynılık içindedirler. Kültür, toplumların birbirlerini anlamalarını, o kültüre ait davranış biçimlerini belirleyen ortak bir dildir. Kültür, toplumların kendi varlıklarını korumalarını sağlar ve sosyal gruplar bu oluşumu sağlamlaştırır. İnsanın, toplumların tümü ile aynılaşmış kültürlerde yaşama olasılığı yoktur. Alt bilinç ve genler, bu yapıyı reddeder. Buna bir örnek vermek gerekirse; arılar ve karıncaların sosyal örgütlenmesi gösterilebilir. Bu düzen bozulduğunda, sonuçları ne olur sorgusu, insanlık için de geçerlidir.
Dünya güçleri, bir yandan tekelleşmeye çalışırken, diğer yandan yasalara ve adalete dayalı 'Demokrasi' gibi bir düzenin öncülüğünü yapar görünerek, ikiyüzlü tavırlarıyla geri bıraktırılmış ülkeler üzerinden oyunlar oynamaktadırlar. Sonuç olarak, ülkelerin kültürlerini, 'Kültür Emperyalizmi' sistematiği ile mutasyona uğratmaktadırlar. Bu, yeniçağın, doğru sistemi olarak kabul edilemez. Kültürel ve sosyal dinamikleri bozuntuya uğrayan ulusal ve yerel toplumda olaylar ve biçimler esner.
Küreselleşme, tam da bu esnemeyi taban alır. Kendi kültürüne yabancılaşmayı sağlayan popüler kültür, yine bu noktada işlevine başlar ve yer kürede biçimlendirilmiş kültürlerle birlikte şebekeleştirilir. Küreselleşmedeki nihai sonuç, Ulusçuluğu törpülemektir. Küreselleşmenin toplumlar üzerinde çatışma ve ayrım gibi bir rolü vardır ve büyük güçler bu süreçte yanyanalık içindedirler. Ulusların yüzyıllarca oluşturdukları kültürler, neden bugün iğreti, bayağı, yoz, düzensiz, beğeniden uzak bir yapıya dönüştüğünü sorgulamak gerekir. Halk Kültürünün neden bağnazlaştırılıp, aşındırılmaya, yok olmaya doğru yol aldığını sorgulamak gerekir. Kabul gören; Uygarlığın Antik Yunandan başlayıp, Batı ile yaşadığını kabul etmek doğru bir sav olmamalı. Çağdaş Uygarlık formuna erişmek, kendi öz kültürünle, gelenekleriyle gerçekleşebilir. Ne ki, uygulanması gerekenler; Yöntemler sorununa çözümler üretmektir.
Toplumların yapısı, insana, doğaya, ülke gelişiminin sağlanmasında temel olan eğitim, sanayi, siyaset, soyut/somut kuramlar gibi birçok etkenin diyalektik ilişkisini doğru yapılandırmak ve yaşama geçirmekle korunur.
Zira her insanın ait olduğu kültürel yapı, genler aracılığı ile değil dil aracılığı ile kuşaktan kuşağa yayılır. Sosyal devinim, Marx söyleminde, 'değişme-gelişme, değişme-gerilme' gibi etkenlerin sürekliliği ile üretim ekonomisine dayanır. Toplumsal yapının varlığı ve yaşam biçimi yine üretim biçimi ile ilgilidir. Tüm bu birbirine bağlı, sıkı sıkıya gelişen toplumsal biçim, düşünce, anlayış, beğeni, zevk, inanç, dünyayı algılama, öz kimlik vs.. gibi kişi kavramında varolan değerleri oluşturur. Kabuller ve tepkiler; ırk, tarih, fiziki ortam, inanç miraslarında biriken sosyokültürel verilerden beslenir.
İşte bu noktada sanatın rolü başlar ve sanatçı, yaşadığı izlediği durumlar karşısında geliştirdiği düşünceleri sanat dili ile yine kendine ait özgün bir sanat ifadesine dönüştürür ve tepki olarak kendi sosyal akımını başlatır. Popüler Kültür ve Emperyalizm etkisinde kalınarak yapılan sanat eserinin sürekliliği de popülist süreçler kadardır!!
Belgin Balanoğlu Alagöz 23.12.2014 İstanbul
Zaman-Boşluk-Değerler, 'KadınınYaşamsal Hali', 80x80 cm. tukt. 2006. Belgin Alagöz
2 Ekim 2014 Perşembe
ZORBA’NIN, BAĞ KÜTÜKLERİYLE SİRTAKİSİ
KONKORT (Konya) Eylül 2011
TURUNÇ SANAT (Adana) Eylül-Ekim) 2011
ZORBA’NIN, BAĞ KÜTÜKLERİYLE SİRTAKİSİ
İnsanlık, tarihler boyu yaşadıkları bölgelerde kültürler oluşturmuşlar ve göçler, savaşlarla yer değiştirmişlerdir. Böylesi bir döngüde kültürlerini bir yerden bir yere taşımışlar ve birbirleri ile farkında olmadan kaynaşmışlardır.
İşte böyle bir insansal tarih ile karşı karşıyayız ve bir yeni devimle karşımızda Karadana.
Sanatçı duyarlılığı ve avangart tavrı ile Sirtaki, Bağ Kütükleri ve Zorba üçleminden yola çıkan Karadana, bu kez iki benzer kültürü imgesinde birleştirerek porselen tabaklarda resmetmektedir. Üç kavramın birbirinden farklı gibi duran ama anlamca insansal duygu ve davranışlarını içeren toplumsal tepkilerin söylemleri ile baş başa bırakmakta şimdi bizi.
Karadana resimlerinde sıkça rastladığımız ‘Bağ Kütükleri’ temalarını anımsayacak olursak; Bağ Kütükleri; Karadana için insan hiyerarşisi ile özdeşleştirilir. Yüklediği bu anlamda, insanın yaşam içinde varoluş-yok oluş öyküsü vardır. Tek başınalık, birliktelik vardır. İnsana, doğaya karşı savaşı, barışı, uyumu ve uyumsuzluğu vardır. Tek bir Bağ Kütüğü’nden çıkan sayısız davranış tepkileri ve kabullerini evrensele yayar. Toprak ve insanın birbirine olan bağımlılığını mevsimlerin döngüsel devinimiyle yeşeren-üreyen, kuruyan biçimleri ile eşleştirir. Yaşam ve Ölümün, tekrar tekrar dirilişin direncini gönderir adeta. Kültürler de böyle değil’midir?
Sirtaki ile ilgili bilgilere göz atacak olursak; bir şeylere tepkinin, direnmenin, başkaldırının, coşkunun dansıdır. İçinde avarelik vardır, karasevdanın çaresizlikle narası vardır, sürgün düşlerin kor umutları vardır, koy vermişlikle başlayan yeniden ayağa kalkmalar vardır. Bundandır ki; dans, ağır müzik ritmi ile ve ağır Hasapiko ile başlar daha sonra hızlanan müzik ve sertleşen Hasaposerviko ritmi ile sürer. Dans eden kişi dik duruşta ve bağımsızdır. Genellikle gecenin geç saatlerinde başlar Yunan folklorik dansı ve esnek figürlerin oluşturduğu ritimle sürerken, başrolde olan ayak-bacaklardır. Çökme, zıplama, ayakları sertçe vurma gibi ifadelerle sanki yeni doğan güne yenilenen güç ile başlama iradesi egemendir. Grileşen yaşamların eğlenceye dönüştürülerek hayatla baş edebilme direncinin, tekrar yeni bir gün ile yitirdiği pek çok şey’e yeniden başlamak edimidir. Bağ Kütüklerinin mevsim sonunda budanıp baharda yeniden filizlenmesinin öyküsüyle benzeştirilir sanatçı imgesinde. Bir sanatçının sanatsal yaşamı da böyle değimlidir?
Dansın son noktası olan kırılan tabaklar, insanın içinde biriken olumlu olumsuz duyguların boşalmasına neden olurken, belki de Karadana’yı en çok etkileyen ve resimlerini 33 cm . çapındaki tabaklara hazırlayarak kırması-birbiri ile tekrar ilişki kurmak üzere yapıştırması yeniden varedişin bir başka yorumu olabilir. Yaşamsal dinamizmin diyalektik ilişkisi sanatsal ifadesi ve teknik diliyle böylece tekrar başlar sanatçı için. Karadana’nın daha önceki çalışmalarında, ayna ve fosfor ile alışılagelmiş resim düzleminin iki boyutunu bozma çabaları, tabaklar üzerine yaptığı resimleri kırmak sureti ile de farklı bir boyuta ulaşır ve bizleri yine farklı bir boyutta düşünmeye zorlar. Kırılan, bozulan ve yeniden başlayan her şeyin yaşama karşı kararlı ve biteviye mücadeleci duruşu vardır bu tavrın içinde.
Tüm bu yaşam ağırlıkları ve insana yüklenen büyük sorumluluklar insanı belki de daha güçlü olmaya itmekte ve sınırı olmayan bir güç egemenliğini gerekli kılmakta günümüzde. İnsanın insanla savaşı, insanın kendi duyguları ile savaşı sonunda yaşadığı yenilgi ve başarılar, insanı daha bıçkın olmaya mı itmektedir, diye düşünebiliriz belki de!. Bundandır ki, Sirtaki ile özdeşleşen Zorba kimliğini de sorgular Karadana. Bu doğru bir model midir? Bu kıran kırana giden yaşam yolunda artık biraz Zorba formunu mu taşımaktadır Karadana? Zorba diyince aklımıza ilk gelenler; Karadana’nın hayata karşı bir duruşudur, demek olasıdır belki de. Onun kendisinde yarattığı güçtür bu kavram, hayata karşı pes etmeden ve mücadeleci yönüdür.. Nikos Kazancakis’in ‘’Zorba the Greek’’ isimli romanı ve bu romandan uyarlanan ‘’Alexis Zorba’’ filminde, cesur yürekli bir insanın yardımlaşma ve sonuna kadar birlikte yaşanan dayanışmanın sınırsız güvenini görürüz.
Karadana’nın yaşama ve zorluklara dirençli yapısı, yaşama hiç bir şey yokmuşçasına devam edebilme gücü bu anlamda filimdeki rol ile benzeşmektedir. Karadana, düzgüsel yaşantıda; Zorba formu ile dostluk, dayanışma, hayatla ilgili mücadele, zorluklara karşı pes etmemek insanlar için ne denli güçlü bir iletişim biçimi olduğunu, dostluk içinde yatan öncelikli güvenilir olma durumunun insan yaşamı ve iletişiminde ne denli gerekli olduğunu anımsatmakta ya da vurgulamaktadır!.
Türk-Yunan dostluğunun içinde birçok aynı tarihsel motifleri görmek olasıdır. Türk-Yunan kültürlerini inceleyecek olursak; benzer şey’lere güler-ağlarlar, yedikleri-içtikleri aynıdır. Aynı hızla öfkelenir aynı hızla yumuşar yürekleri.. Türk ve Yunan halkları dosttur. Bu serginin özünde bulunan Kavram’da, sanatçının bu dostluk üzerinden birbiri ile iç içe geçen kültürün söylemidir diğer bir değişle. Tabaklar üzerine yapılıp kırılan resimler tam da bu noktada insana ve yarattığı tüm kültürlere göndermeler yapmaktadır.
Belgin Balanoğlu Alagöz
19 Mayıs 2013 Pazar
2 Aralık 2012 Pazar
ADANA' da BAŞARILI BİR VALİ CAHİT KIRAÇ
Bu röportaj Sn. Vali Cahit Kıraç'ın Adana da görevli olduğu süreç içinde
(19/08/2005) yapılmıştır ve Ses Gazetesinde yayınlanmıştır. Uzun yıllar
çalıştığım Ses gazetesi sahibi Metin Yakın Bey'i Rahmetle ve Saygı ile
anıyorum.
ADANA' da İDEALİST VE BAŞARILI BİR VALİ CAHİT KIRAÇ
Röportaj: Belgin Balanoğlu Alagöz
Fotograf: Toygan Alagöz
Çağdaş bir anlayış ve çizgide olduğunu düşünce, davranış ve çalışmalarıyla açıkça yansıtan Valimiz Cahit Kıraç ile oldukça uzun bir sohbet yaptık. İş kadınlarının ve çalışma gayreti içinde olan kadınlarımızın ciddi ve üretken çalışmaları ile ülkenin, ekonomik, kültürel çatısını daha uygar bir yapıya ulaştıracağına inandığını belirten Vali Kıraç, İş kadınlarımızın çalışma hayatı, siyasal ve sosyal yaşamın içinde daha sık yer almalarının gerekliliğini vurguladı. Valimiz Cahit Kıraç, Adana'nın geleceğini çok parlak bulduğunu ve Adana şehrinin şu sıralar her alanda bir hamle içinde olduğunu söylerken, mutluluk ve sevincini, sesinin ve yüzünün ifadesinden anlamak sanırım bu sohbetin en önemli saptaması oldu benim için. Vali Kıraç'ın, zor ve sıkıntılı bölgelerde yaptığı idarecilik görevlerinin kendisine kazandırdığı deneyimlerle, Adana için yapacağı çalışmalarda yüksek başarıyı yakalayacağı sonucu diğer bir saptama olmalı biz Adanalılar için.
Adana, yaklaşık dört bin yıllık bir yerleşim alanı ve tarihi boyunca bu bölgenin ticaretine geçiş sağlama rolü üstlenmiş bir kent. Belde ve köyleri ile şehir merkezinin kucak kucağa yaşadığı ve iki milyona yaklaşan nüfusuyla bir Anadolu kenti…
Çok genç yaşta geldiğim Adana'da, dikkatimi çeken ve gözümün alıştığı görüntüleri sorgulatan ilk şey, ''burada neden hiç yokuş yok acaba'' düşüncesiydi. Bu küçük sorgulama, benim artık Çukurova'da yaşadığımı, kocaman bir Ova'da yaşadığımı, toprağından bereket fışkıran bir ova şehrinde yaşadığımı öğretti ve bu çocukça sorgu bana, bilgiyle yaşanmışlığı birbiriyle ulayarak, sonuçlara varma sistemini öğretti. Tez-antitez-sentez' le düşünebilmeyi, kararlara varabilmeyi…
Burada bir adres sorduğunuzda tarifleri apartman isimleri ile yapardı çoğu kişi. Bana garip gelirdi ve nedenini merak ederdim. Sonra anladım ki müstakil evlerin, köşklerin oluşturduğu bu kentte, apartman-toplu yaşam biçimi de yeni yeni oluşuyor.
Yeşil doğasıyla, caddelerinde, sokaklarında, bahçelerinde portakal-turunç-limon gibi narenciyeler ile süslü, tabiat ananın hiçbir şeyi esirgemeden sunduğu bu güzel, sakin, sorunsuz kente gelip yerleşen herkes, bizim gibi gidemedi buralardan ve şehirle bütünleşti.
Yaşamımın yarıdan fazlasını geçirdiğim bu kentte, beni ben yapan her şeyi öğrenerek büyüdüm, Adana şehri de büyüdü. Tabii Adana'nın bu büyümesinde diğer bir yüz oluştu ve göç dalgasına uğradı. Göç alması, göç vermesi zaman içinde şehrin sorunlarının da büyümesine neden oldu. Özellikle, göç almasının fiziki bir nedeni var, Tarım alanlarının geniş olması. Bu durum, kente civar illerden gelen kalıcı yada mevsimlik göçlerin sürekliliğini sağlıyor. Buna bir de Sanayisinin, Ticaretinin gelişmiş olması eklenince bu cazip konum göçler için mutlak bir seçim alanı oluyor.
Bizlerin yüzeysel olarak bildiği her oluşum, Adana Kentinin genel karakterini vurguluyor. Ancak, bir de bu sürekli gelişen şehrin nasıl idare edildiğini, sorunlarını, gelişim tablosunu Sn. Valimiz Cahit Kıraç' ın bilgilerinden öğrenelim istedim.
Cahit KIRAÇ: 25/08/2004 tarih itibariyle Adana Valiliği görevine atanmıştır ve 19/09/2004 tarihinde Adana Valisi olarak görevine başlamıştır.
Ben bu röportajı yaptığım gün, şehrimizde göreve başlamasının birinci yılını doldurmasına bir ay kalmış durumda.
Ancak söyleşimizden çıkan sonuç; Valimizin bu kısa süre içinde, kent sorunlarına, kentimizi geliştirme adına geçmişte başlatılan projelerin yürütülmesine, yeni projelerin başlatılmasına ilişkin kalıcı çözümlere imza attığıdır. Bu aslında çok da şaşılacak bir durum değil kanımca. Çünkü Sn. Valimiz Cahit Kıraç, zor bir bölge olan Şırnak 'ta ve 17 Ağustos depremi ardından 30/09/1999 – 13/09/2004 tarihleri arasında acı yaraları olan Sakarya'da görev yapmış ve toplumsal her türlü acıya, soruna çözüm üretmiş bir idareci geçmişi taşımaktadır.
VALİMİZ, Sn. CAHİT KIRAÇ ile ADANA
SÖYLEŞİSİ
** Sn. Valim, kentimize hoş geldiniz. Kısaca özgeçmişinizi okurlarımızla paylaşarak başlayalım isterseniz söyleşimize. Adana'ya uzanan yaşantınızın seyrini alabilirmiyiz sizden lütfen.
Cahit Kıraç: 1956'da Elazığ'da doğdum. İlk-Orta ve Lise öğrenimimi Elazığ'da tamamladım. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini 1976' da bitirdikten sonra değişik illerde kaymakamlıklar yaptım. 1990-1991 yılları arasında İngiltere'de 1 yıl eğitimde bulundum. İç İşleri Bakanlığı İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı görevinde bulundum. Şirnak, Aksaray ve Sakarya valiliklerinden sonra da Adana valiliği görevime başladım. Evliğim ve iki çocuğumuz var.
** Adana'da görevlendirildiğinizi öğrendiğinizde neler hissettiniz, görev almadan önce hiç Adana'ya geldiniz mi?
Cahit Kıraç: Evet, tabii ki Adana'yı gördüm daha önce. Hatay'da Kaymakamlık yaptığım sürede gelirdim. Tabii Adana Türkiye'nin dördüncü büyük şehri. Ülkenin değişik yörelerinde görev yaptım. Şirnak'ta, Aksaray'da, Hatay'da çalıştım. Bu bölgeyi biliyorum ve tanıyorum.
** Nasıl bir Adana ile karşılaştınız? Sorunlar ve çözümler açısından Adana kendi içinde ne durumda ve diğer görev yaptığınız şehirlerle bir karşılaştırma yapmanızı istesem..
Cahit Kıraç: Şimdi, bundan önceki görev yerim, özel ve kendisine has sorunları olan bir il idi. Deprem sonrası gittim ben Sakarya'ya, 17 Ağustos depremi sonrası. 1999' da göreve başladığım zaman, Adapazarı deprem sonrası büyük bir sıkıntı içerisindeydi. Enkaz kaldırma, onların yaralarını sarma, prefabrik evler, yeni konutlar, iş yerleri, kamu hizmetleri gibi birçok sıkıntıyı ve sorunu çözerken beş yılı geride bıraktık Sakarya' da. Deprem yaraları da belli bir noktaya kadar sarıldı. Sakarya'nın kendine has problemleri vardı. Süre gelen bir toplumsal ve idari yaşantının seyri, 17 Ağustos depremi ile kesilmişti ve yerini acının, yıkımın onarılmasının da eklendiği çok yoğun bir tablo almıştı.
Adana ise, Türkiye'nin dördüncü-beşinci büyük şehri olarak dinamik bir il. İki milyona ulaşmış bir şehir yapısı var. Aynı zamanda kendine ait dinamikleri de var. Turizm potansiyeli ile, Sanayi ve Ticaret potansiyeli ile ve alt yapı itibariyle yörenin ve Türkiye' nin önemli dinamizmine sahip olan bir il. Bunun sonucu olarak kendine has sorunları ve zorlukları da var. Fakat bu sorunları ve zorlukları çözme yeteneği de yüksek diğer çalıştığım illere göre. Şirnak, Aksaray ve Sakarya'ya göre Adana daha derli-toplu. Sivil Toplum Örgütleri, Sanayisi, Ticareti daha güçlü. Yaralarını, sorunlarını sarma yeteneği daha yüksek ama buna karşın problemleri diğer görev yaptığım illerden daha çok.
** Göreve başladığınızdan bu yana yaptığınız çalışmalar ve ileriye yönelik yeni tasarımlarınız nelerdir?
Cahit Kıraç: Daha çok eğitim üzerinde duruyorum. İlin bence önemli olan sorunlarını saptarken, şunu gördüm. Adana'nın, eğitimde, sağlıkta, sporda ve alt yapıda sorunları var. Şimdi, en büyük sorunumuz derslik açığı. Bunu giderebilmek için büyük bir gayret içindeyiz. Sağlıkta da aynı durum var. Personel ve özellikle uzman doktor açığı, yataklı tedavi kurumlarındaki fiziki alt yapının yetersizliği. Tüm bunları aşmak için özel sektörün yatırım yapması gerek. Hem eğitimde hem sağlıkta hem de kamu ağarlıklı yatırımları hızlandırıyoruz. Eğitimde yaklaşık 4500 derslik, sağlıkta 4500 yatak kapasitesine ihtiyaç var. Bu iki konu üzerinde öncelikli olarak çalışıyorum.
Çözmeye çalıştığımız diğer bir konu, spor alt yapısını kurmak. Gençlerin beden-ruh sağlığı gelişiminde ve erişkin insanların da genel olarak sağlıklı yaşayabilmeleri için spor yapmanın gerekliliğine inanıyorum. Bu düşünceden hareketle çözmeye çalıştığımız diğer konu, spor alt yapısını kurmak. Özellikle, amatör gençlere spor yapabilecekleri mekanları oluşturmak gerekiyor. Kent sahaları, kapalı spor salonları, yürüyüş alanları kazandırmak gerekiyor. Bu mekanlar, Adana'nın nüfusuna oranla yeterli alt yapıya sahip değil.
Bir başka konu ise, Valilik olarak bizim en büyük sorumluluk bölgemiz kırsal alanda. İçme suyu, yol gibi halkın acil ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyoruz. Adana kırsal bölgelerinin yaklaşık 5000 km yol ağının yarısı asfaltlanmış durumunda. Bunu daha ileriye götürebilirmiyiz'in çalışmasını yapıyoruz. İçme suyunda da yetersiz ve şebeke noksanı olan beldelerimiz, köylerimiz var. Bu konu içinde yoğunluklu bir çalışma içindeyiz. Tabii böyle sorunlardan, çözümlerden söz ederken kısa kısa geçiyorum. Derginizdeki yer itibari ile pek çok ayrıntıya girmiyorum doğal olarak.
Cahit Kıraç: Adana'daki Sivil Toplum kuruluşlarını ben gayretli buluyorum. 1500'e yakın Sivil Toplum Kuruluşu var, çok önemsenmesi gereken bir rakam bu. Her alanda her sorun sayabileceğimiz kısımda Sivil Toplum Kuruluşu bulabiliyorsunuz, bu çok önemli. Tüm bu dernekler, arzulanan ve üst düzeyde çözüm üretemiyor olabilirler, o ayrı bir konu. Birleşik kaplar hesabı, önemli olan şehir halkının bir gayret içinde olması ve sorunlarına duyarlı olması. Ama zamanla hem kendileri çözüm üretecek hem de çözüm üretmesi gereken kurumlara aktif iş düşecek. Bu yüzden bu rakamı önemsiyorum ama yeterli buluyor muyum? Daha iyisi olabilir, ancak beğendiğimi söyleyebilirim. Türkiye'nin Sivil Toplum çalışmaları bakımından ciddi boyutlu çalışan illerinden bir tanesi Adana diyebilirim.
** Bu saptama bir istatistiksel bir sonuç diyebilirmiyiz?
Cahit Kıraç: Hayır, bu istatistikler sonucu varılmış bir saptama değil ama benim bu güne kadar çalıştığım illerle ve geçmiş tüm çalışma hayatımın bana çıkarttığı sonuç. Bizler her ne kadar idaresinden sorumlu olduğumuz şehirlerde görev yapıyor olsak da Türkiye genelinde gözlemler de yapıyoruz tabii ki.
** Adana kentinin ticari ve ekonomik hayatına değinecek olursak geçmişe göre bir ilerleme görüyor musunuz, yeni yatırımlar ve teşvikler var mı?
Cahit Kıraç: Adana Sanayisinin ve Ticaretinin geldiği noktayı yeterli görmüyorum. Daha iyi olabilirdi ama Yöresinde başat olarak kendisinden söz ettiriyor diyebilirim. Civar illerle kıyaslandırıldığı takdirde Sanayisi, Ticareti, İhracatı, Yatırım kapasitesini kıyaslayamayız ama Türkiye'nin, nüfusu ile ekonomik büyüklüğü ile 4-5. büyük ili olması itibariyle düşünürseniz izlenen görüntü şöyle; şu an bulunduğu noktada kapasite kullanım oranlarındaki düşüklüğü, işsizlik oranlarındaki düşüklüğünü aşmalı.
Dünyanın 3. büyük ovasına sahip Adana, Çukurova gibi bir bölgedeyiz. Dağ ve deniz turizmine uygun bir alandayız ve doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlayan, ülkemizi Ortadoğu'ya bağlayan en önemli merkezlerden bir tanesiyiz.
Dünyanın enerji merkezlerinden bir tanesiyiz. Bakü-Ceyhan önümüzdeki günlerde hizmete girecek. Botaş, Yumurtalık ve Mersin'in ortasındayız. Kara, deniz, hava yolu itibariyle Türkiye'nin her yönü ile ulaşılması çok kolay bir bölgesindeyiz.
Bütün bu elverişli ve muazzam imkana rağmen, ekonomisinin ve sanayisinin olduğu yer daha üstte olabilirdi, olmalıydı.
Örneğin; Turizmde daha iyi olabilirdik. Çünkü kültür ve doğa cennetindeyiz. Ama Adana bu problemleri aşacak hem insan gücüne sahip hem planı-projesi olan bir il. Burada biraz gayret ve elbirliği gerekiyor.
** Sanayi odası, Ticaret Odası, Belediyeler gibi Adana'nın ekonomisini, ticaretini, çehresini belirleyen yönetimlerle birlik ve uyum içinde çalışmalar yürütebiliyor musunuz?
Cahit Kıraç: Tabii kesinlikle orada bir sorun yok. Sanayi Odamız, Ticaret Odamız, Ticaret Borsamız, Sivil Toplum Örgütlerimiz ve Belediyelerimizle çok rahatlıkla her konuyu görüşüyoruz. Ortak zeminlerde buluşabiliyoruz, zaten biz bunlar için buradayız.
** Adana halkını ekonomik, kültürel, sanatsal yönden irdeleyecek olursak, genel kültür, sosyal yaşantı, ekonomi, gelir dağılımı açısından hangi noktada görüyorsunuz? Bunların içinde öncelikle gelişmesine ağırlık verdiğiniz yada vermek istediğiniz alan hangisi?
Cahit Kıraç: Adana'yı buradan tek boyutlu göremeyiz. Adana'da birkaç dünya birden yaşıyor. Sürekli göç alan bir yöreyiz, nüfus artışı yüksek olan bir yöreyiz. Adana hem kendi içerisindeki nüfus artış oranı yüksekliği ile onun sorumluluğunu çözme zorunluluğunu üstlenmiş bir kent ve genç bir nüfusu var hem de özellikle doğu, güneydoğudan ve orta Anadolu'dan işsiz, vasıfsız eleman göçü alıyoruz ve bu göç sürekli akış halinde. Dünyanın hiçbir ekonomisi, gelişmiş ülkesi bile böyle %40' lar seviyesinde göç alan ve bu kadar nüfus artış hızı yüksek olan, böylesine genç nüfusun problemlerini çok rahatlıkla kısa vadede çözemez.
Adana'ya baktığınızda farklı perspektifler içinde sorunların olduğunu ve çözüm üretimlerinin de aynı çeşitliliği gerektirdiğini söylemeliyim. Bakın şimdi toplumsal yaşamını incelerseniz, sosyal-ekonomik-kültürel yapısı ile Adana'da birkaç dünyayı birlikte görürsünüz. Şehrin bir kuzey kısmı bir güney kısmı var, varoşlarımız var orada sıkıntılar var. Şehir içinde gelişip büyümüş imalatçılarımızın sıkıntıları var. Çevre şartlarına, hijyenik şartlara uygun olmayan konutlar var, işsiz-güçsüz insanlar var ve bunların yaşam standartları çok düşük. Ama diğer tarafta da tam tersi bir akışkanlık var. İşte bu da çelişki tabii…
** Ama her kentte bu aktardığınız tablo görüntüsü yok mu?
Cahit Kıraç: Şimdi bunu şöyle düşünerek bakmamız gerek. Adana umut dağıtan bir il. Herkes buraya bir ümitle geliyor. İş-aş bulmak, kendine meslek edinmek, kariyer edinmek, yaşam standardını yükseltmek gayesiyle çıkıp geliyor.
**Adana'nın her anlamda yüksek bir çekim gücü var değil mi?
Cahit Kıraç: Aslında her düzeyden insanın göç ettiğini görüyoruz. Eğitimli ve gelir düzeyi yerinde insanlar da seçiyor Adana'yı. Dolayısı ile bu durum, Adana'nın yükünü ağırlaştırıyor. Kendi yöre insanının problemlerini çözme olarak düşünürseniz gerek dünyanın her yerinde gerekse Ülkemizin ilinde, beldesindeki nüfus artışı ve kendi genç nüfusunu eğitirken, sağlık olanaklarını iyileştiririnken alt yapıyı sunmak ve bu tüm alt yapı hizmetlerini götürürken zorlanma ile karşı karşıya kalınıyor zaten. Bir de artıları alıyorsunuz, bu kolay bir şey değil.
** Diğer şehirlerle karşılaştırma yapacak olursak asayiş sorunu var mı? Ne gibi tedbirler alınmakta?
Cahit Kıraç: Asayiş için de az önce bahsettiğim konular geçerli. Bu yapı bizi her zaman dikkatli olma mecburiyeti ile baş başa bırakıyor. Homojen bir nüfusa sahip değilsiniz. Sürekli değişen, göç alan ve göç veren hareket halindeki bir yörede asayişin her an izlenmesi, dikkatli olunması gerektiğini biliyoruz ve buna da dikkat ediyoruz.
** Hükümetle ilişkileriniz nasıl? Çalışmalarınıza destek oluyorlar mı ve hükümetten beklentileriniz nelerdir?
Cahit Kıraç: Ben burada Hükümetin temsilcisiyim, siyasi ve idari yapısının içinde çalışıyorum. Hükümetin programını uygulamakla görevli kamu görevlisiyiz. İşin bu boyutuyla başka bir şey olamaz.
Bizim hükümet kararlarını uygulama görevimiz var ve onların temsilcisiyiz. İdari ve siyasi yürütme organıyız. Ülkenin uygulama planlarını, yıllık programlarını Adana yerel kaynaklarında harekete geçirerek hükümet programlarının uygulanmasıyla ilgili bütün gayretimizi ortaya koyuyoruz. Bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz.
** Çalışma hayatının önemli bir kısmını oluşturan iş kadınlarımızla ilgili görüşleriniz nelerdir, sizce çalışan kadının sorunları nedir?
Cahit Kıraç: İş kadınlarımız ile ilgili beklentim temennim, görüşüm şu dur; daha çok çalışma hayatına girsinler. Türkiye'nin nüfusunun yaklaşık %51' i kadın ama iş hayatının, çalışma hayatının, sosyal hayatının %50'sini bu oranda görmüyoruz. Bence bu büyük bir iş gücü kaybıdır öte yandan çok da başarılı iş kadınlarımız var. Ciddi, üretken ve ülkemize, kendilerine, bulundukları iş alanlarına yararlar sağlayarak yapıyorlar işlerini. Ben iş kadınlarımızın, daha fazla ekonomik-ticari-siyasi hayatta, bürokratik hayatta yer almalarını isterim. Olmalı da, çünkü bir artı değer üretme kapasitesi olan bir ünitenin asılı beklemesinin ülke ekonomisine bir faydası yok diye düşünüyorum.
** Biliyoruz ki bizim gibi az gelişmiş ülkelere ait ''ev kadını'' olgusu var. Ancak bu kadınlarımız çok yetenekli ve üretkenler aynı zamanda.bu ev hanımlarımızı topluma yarar sağlayacak üretkenlik içine almak için başlattığınız projeler var mı yada yeni projeler geliştiriyor musunuz? Bununla ilgili hangi kuruluşla ortak çalışmalar yürütmektesiniz?
Cahit Kıraç: Tüm bu söylediklerinizi Sivil Toplum Örgütleri yapacaklar. Artık bulunduğumuz noktada Devletin, iş aleminin içine girip ferdi çözümler üretmesi ve üretken yapısını bizzat yapması, hayatı bizzat yönlendirmesi diye bir şey kalmadı artık ve bu beklenemez. Sivil Toplum Örgütlerinin amaç ve hedeflerinin içinde olan fert haklarını koruma ve iyileştirme misyonlarına uygun çalışmaların yürütülmesi ile çözülecek sorunlar bunlar. Fert haklarını koruma adına bu insanlar bir araya gelecekler sorunlarını paylaşacaklar.
Tabii Sosyal Devlet olma vasfı itibariyle devletin buna desteği gerekiyorsa onu talep edecekler, onu alma noktasına ulaşacaklar. Artık devlet olarak, sen şunu yapacaksın, sen bunu yapacaksın diye görev biçmemiz onu yönlendirmemizin zamanı geçmiştir. Bulunduğumuz noktada Sivil Toplum Örgütleri fert anlamında teşkilatlanacaklar, kendi meslek teşekküllerini oluşturacaklar ve bunu faaliyete geçirecekler. Temasa geçtiklerinde devletle olan kısmında ise bizim Sosyal Devlet olma itibariyle yapacağımız ve bize düşen kısımlar, görevler her ne ise onların işlerini kolaylaştırıcı davranışlar içinde oluruz elbette.
** Bu ferdi sorunlar halkın bilinç düzeyini de belirliyor değil mi?. Halkın kendi sorunlarına sahiplenmesi gibi..
Cahit Kıraç: Tabii o noktadan da bakabiliriz. Her faaliyetin neticesini ekonomik olarak ölçemeyebilirsiniz. Sosyal davranışlar bunlardan bir tanesidir. Toplum içerisinde her kesimin ayrı görevi vardır. Kimisi elma üreticisidir, kimisi ziraat'la uğraşır, kimi tekstilcidir, diğeri brökratik bir anlamda çalışır ama toplum içerisindeki insanların sosyal faaliyetlerini tanzim etmek de bir görevdir.
Bunun parasal ölçümü söz konusu değildir. Özellikle bayanların bu alanda yapacakları çalışmalarla, insan ilişkilerinde ve rehabilitasyonda onlara çok görev düştüğünü düşünüyorum.
**Adana'da eğitim düzeyi ne durumda, var olan öğrenim kurumları yeterli mi, yeni okullar açılıyor mu, bunların denetimi oluyor mu, özel okulların bu kadar sıklıkla açılması ile ilgili düşünceleriniz?
Cahit Kıraç: Özel okullar da devlete bağlı eğitim politikasını yönlendirmesi ile tamamen devletin verdiği müfredatlarla eğitim sürdürmesi durumunda olan okullardır. Fiziki binalarının, öğretmen maaşlarının belirlenmesi bile Türk Milli Eğitim Temel Kanunu ilkeleri çerçevesi içinde her eğitim kurumunun hizmetini yerine getirme zorunluluğu vardır. Devletin yükünü azalmak adına özel okulların belli ölçüde yararları oluyor tabii ama buna rağmen görüldüğü gibi ihtiyaç sınırı da hala doldurulmuş değil.
Adana 'da eğitim seviyesinin yeterli olduğunu söyleyemem. Hem orta öğretim kurumları arasındaki sınavlarda hem de üniversiteler arası sınavlarda 20'li rakamların üst sırasındayız. 29. sıraya falan rast geliyor. Dördüncü-beşinci büyüklükteki bir kentin bu seviyede olmasını başarılı bulamam. Onun için özellikle bu eğitim kurumlarında bir hareketlilik olsun diye hem idareci seviyesinde değişiklikler yapma ihtiyacını hissettim hem de bu alan yatırım yapıyoruz. 4500 derslik eksiğimiz var demiştim. Bu sene 1500 derslikle ilgili çalışmalarımız var. Bir kısmını başlattık bir kısmı devam ediyor bir kısmı bu günlerde bitmek üzere. Yani 1500 dersliğe tamam diyebiliriz. Önümüzdeki yıllarda buna 1500 derslik daha ekleme gayreti içindeyiz. 3000 derslik biraz daha rahat nefes aldırma imkanı getirecek.
Alt yapısı, laboratuarları, eğitim araç-gerecinin noksan olduğu, öğretmenin yetersiz olduğu bir yerde tek başına öğrenciyi başarılı kılmanız mümkün değildir. Dersliklerle birlikte tüm bunların yeterli olması da öğrenciyi başarılı kılmaz. Velinin okula gitmesi şart. Öğrenci velilerini, donanımlı okullarda, kaliteli idareyle, öğretmenle buluşturmamız şart. Ancak bu üçlüyü ortak hareket eder hale getirsek başarıyı sağlayabiliriz.
** Adana'ya ait son sorum, Adana şehrinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Cahit Kıraç: Adana şehrinin geleceğini parlak görüyorum çünkü Adana yüksek potansiyele sahip. Biz yeterli turizm, sağlık yatırımlarını yaptığımız takdirde hem Ortadoğu'ya ülke dışına hem de doğu, güneydoğu bölgelerine sağlık turizmini verebiliriz Bu gün bölgemizde doğu-batı-kuzeyimizdeki şehirler ve yurt dışı komşu ülkeler için Adana yeterli bir sağlık turizminin alt yapısını oluşturursa bu konuda önemli bir merkez haline gelebilir. Şu sıralar Türkiye 20-25 milyon turist alıyor ama Adana'da turizm akışı yok. Deniz, doğa, kültür turizmi olabilir. Yaylalarımız, dağlarımız,ovalarımız var. 160 km sahil şeridimiz var. Biz Akdenizin en doğusundayız ve Akdenizin bu bölgesindeki sahil-deniz yapısının Antalya'dan ne farkı var. Tüm bunlar yatırıma bağlı. Onlar turizmle ilgili yatırımlarını yapmışlar ve alt yapısını kurmuşlar. Tüm eksiklikleri giderdiğimiz takdirde Adana'nın geleceğinden ben ümit varım, niye ümit varım? Çünkü Adana, Türkiye'nin ilk çıkışlarında, 1920-1930'lu yıllarda adından çok söz ettiren ilk sanayi hamlelerinin yapıldığı bir il. Ama bu bir kesintiye uğramış.
Ben Adana'nın yeniden bir gayretle yola çıkacağına, Adanalılık ruhuyla, Adana'yı sevenlerle ortak hareket etme noktasında görüyorum. Şu an böyle bir ruhun oluşumu da var, bunu iyi değerlendirmek gerek.
** Kesintiye uğramış dediniz, bu neden kaynaklanmış olabilir sizce? Hep alt yapı sağlamlığından söz ederiz öncelikle. Burada da bu yapının kurulmuş olduğu gerçekliği var. Sanayiyi ve buna bağlı olarak ticareti oluşturmuş insanların, artık bir büyük merkezde yaşamak zorunluluğu doğduğu için mi? İstanbul, Ankara gibi metropollere göç ettikten sonra buradaki sanayi birimlerinde bir idare boşluğu mu oldu?
Cahit Kıraç: Şimdi, o gelişme temposunu sürdürememiş çeşitli nedenlerle ama bu tekrar sağlanabilir. Bugünden geleceğe neler götüreceğimizle ilgili çözümler üretmeliyiz süreklilik açısından. Bu işleyişi ve dinamizmi sağlayacak birliktelik gerekiyor. Öyle de bir çaba var.
** Bu ortak çaba, Adana Giyim Markaları Derneğinin (agimad ) kurulma amacı ile de örtüşüyor. Benim çok ilgimi çeken bir dernek oldu bu bağlamda. Adana markalarına sahiplenmek her boyutu ile anlam zenginliği oluşturmakta ve Adana için çok yararlı bir girişim olarak görüyorum.
Cahit Kıraç: Tabii ki Adana'nın bir marka şehri olmalı, her alanda nihai ürününü tam çıktı olarak piyasaya sürdüğünüz takdirde bütün katma değerlerini siz alırsınız aksi takdirde başkalarına gider. Bu boyutu ile herkese düşen görevler var. Adanalı Adana'ya sahip çıkmalı. Bu birliktelikte de bunu görüyoruz sevinerek.
** Bir de şunu sormak istiyorum, Çukurova Üniversitesi içinde yaşayan bir kişi olarak; sıkça duyduğum bir şikayet, Üniversite ile şehir arasında bir kopukluk olduğu, bu kurumun kente gerekli bilgiyi dökemediği söylenir. Ama benim de gözlemlerime göre, bugün artan öğrenci nüfus oranına göre çok yeterli kalmasa da konferans salonları var ve çok değerli konuklar ağırlanmakta. Bu etkinlerde bakarsınız izleyici konuklar yalnızca kampus içindeki öğrenci,öğretim üyesi-öğretim elemanları-asistanlar ve lojman sakinleri. Şehirden katılım yok denecek kadar az, bir ilgisizlik ve çekingenlik var şehir yapısında da. Nasıl ilgiler ve bilgi sirkülasyonu sağlanabilir sizce?
Cahit Kıraç: Bunu Çukurova Üniversitesinin sorunu olarak görmemek gerekir. Türkiye'nin genelinde var bu durum. Biz, bilgiyi üretime dönüştüremedik. Örneğin; Mühendislik Fakültesi Sanayici ile iç içe çalışmalı, Edebiyat Fakültesi Halk Ozanları ile iletişim içinde olabilmeli ama dediğim gibi bu sorun Ç.Ü. 'ne ait bir sorun değil. Haklısınız bir kopukluk var ama bunu, hiç kimsenin üniversitenin kabahati gibi bir yaklaşım kurarak düşünmemesi gerekir.Türkiye'de 100'e yakın Üniversite var, binlerce öğretim üyesi olan bir ülke. Tüm bunların bilimsel üretimlerini ürüne dönüştürmek durumundayız.
Adana Valiliği olarak ARGE çalışmalarımızı yapabilmeliyiz. Bir fabrika yapacağı çalışmaların ARGE' sini yaptırabilmeli. Bu bir eksikliktir. Katılıyorum. Bu tek başına Üniversitelerin sorunu değil ama halkla bilim arasında iletişim kurulmalı.
** Bu yoğunlukta bir yaşantıyı sürerken ailenizle ortak ilgileri kurmak için zaman bulabiliyor musunuz?
Cahit Kıraç: Tabii ki buluyorum. Eşimi ve çocuklarımı ihmal etmiyorum. Zaten tüm görevlerimde onlar da benimle birlikte yaşadık her zorluğu ve olumlu güzel durumları. İdareci olarak her gittiğim yere onlar da geldiler. İyi ve kötü günlerimizde beraberdik. Belki diğer ailelere göre az zaman ayırtmak durumundayım ama bu az zamanı da onlarla geçiriyorum.
** Kendinize özel zamanlar ayırabiliyormusunuz, hobileriniz var mı, spor yada sanata karşı ilginiz var mı?
Cahit Kıraç: İmkan bulursam yürüyüş yaparım,Bilardo oynarım, Pinpon oynarım. Sanatla ilgili olarak, Sivil Toplum Örgütlerinin düzenledikleri etkinliklere katılıyorum. Müzik, tiyatro, sergi gibi etkinliklere katılıyorum elbette.
** İş-Kadın ve Evim dergisini nasıl buldunuz? Hazırlığı süren Çukurova Dergimiz için düşüncelerinizi ve önerilerinizi alabilir miyim.
Cahit Kıraç: Öncelikle Çukurova Dergisinin bölge için hayli yararlı olacağını düşünüyorum ve Bölgenin iş hayatına ivme kazandıracağına inanıyorum. Adana'nın ve bu bölgedeki illerin tanıtıma ihtiyacı var, ürününün tanıtılmasına ihtiyacı var, ürününün markalaşmasına ihtiyacı var. Adana'nın tarihi, kent çehresi, iş yaşamı gibi çok zengin bir içerik hazırlamışsınız yayın yönetmeni olarak ve İş-Kadın ve Evim Dergisinin buna destek olmasını ümit ediyorum ama zaten siz de bu bünye içinde yola çıktığınızı ifade ediyorsunuz. Kaliteli ve baskı olarak da çok mükemmel bir dergi bu, profesyonel bir dergi. Size tüm sorumluluklarınızda başarılar diliyorum.
** Eklemek istediğiniz bir şey var mı, okurlarımıza ve Adana halkına bir mesajınız var mı?
Cahit Kıraç: Teşekkür ediyorum, okurlarınızın büyük çoğunluğu Adana halkı olacak Çukurova ek dergisi olarak ama İş-Kadın ve Evim Dergisi olarak Türkiye'de yayın yapıyorsunuz, Çukurova Dergisi de Türkiye geneline dağılacak birlikte Adana için faydalı yanı bu. Herkese saygılar sunuyorum, sağlıklar diliyorum size de başarılar diliyorum. Çok kaliteli bir dergi çıkarıyorsunuz, inşallah derginizle ilgili yaptığınız çalışmalarınızın başarılarını hep birlikte izleriz.
-Sorularıma içtenlikle cevap verdiğiniz için ve değerli zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederim……
Sn. Valim, İş-Kadın ve Evim Dergi ekibim ve ben Adana'mızda uzun yıllar görevinizi başarı ile sürdürmenizi diliyorum ve başarılar diliyoruz.
Belgin Balanoğlu Alagöz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Toplumsal Gelişim Ve Sanat Bölüm 5 KOLAJART Bağımsız Aylık Sanat Dergisinde yayınlanmıştır. 15/03/2020 Modern Çağa ait gelişmeler...





